MHP kimin partisi olacak?

MHP kazananların mı kaybedenlerin mi partisi olacak?

27 Şubat 2012 Pazartesi 15:43
MHP kimin partisi olacak?
 MHP, 90'lı yıllarda oylarının hızla yükselmeye başladığı dönemde, yoğun bir tartışma yaşadı: "Nereye doğru büyüyeceğiz, kimlere açılacağız?" Şimdi, oy tabanı kuşatılırken, yeniden tartışıyor: "Nerede tutunacağız, nereye yaslanacağız?" Bu soruya, bugünün karmaşık siyasi denklemi içinde eskiden olduğu kadar kolay verilecek bir cevap yok. Ya da çok sayıda cevap bulmak mümkün.

"Kale" tartışmaları, propaganda yöntemleri ve araçları ile farklı fikirler, öneriler, özeleştiriler hep aynı kapalı sorunun içinde gizli: "MHP kimlerin partisidir veya olmalıdır?" Bu kapalı bir soru çünkü, anti-komünist gelenekten gelen bir siyasi hareketin, "sınıfsal tabanını" açıktan tartışması olacak şey değil. Dolayısıyla, MHP'de bu mesele ideolojik bir sorun olarak değil, bir yöntem sorunu olarak gündeme geliyor.

Toplumun vicdanı olmak
"Bir tarafı yok sayarak değiştirmeye çalışıyorlar. Makro ekonomik rakamlarda iyileşme var gibi görünüyor. Bu adil bir şekilde halka yansıyor mu ona bakmak lazım. Toplumun bir kısmı, iş dünyasının bir kısmı iyi gelir elde ederken büyük kısmı yok olmak üzere" MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, "değişimin" kazanan ve kaybedenlerine böyle işaret ediyor. Mehmet Ekici de, "mahallede zengin tipi değişti şimdi" diyerek katılıyor ve ekliyor "artık ciplere kimin bindiğini herkes görüyor".
MHP'li bir belediye başkanı, bir süredir sosyal demokratların ve solun tartıştığı meseleyi gündeme getiriyor; "Entelektüel kesimde sol var kenar mahallede yok. Eğitimli kesimde MHP var gecekonduda yok. Milliyetçi Hareket, inançlarıyla bütünlüğüyle gençliğiyle kırsal kesimde, kenar mahallede olmalı ve kendi özüne dönmeli".

"Medrese öğrencileri, yardım toplamaya çıkar, çaldıkları kapı açılınca sırtını dönermiş. Ev sahibi, heybesine iki kete, üç yumurta koyarmış. Birbirlerinin yüzlerini görmezlermiş. Yarın çocuk köye hoca olarak gelince yüzü kızarmasın, veren de kibre kapılmasın diye. Bir de bugünkü yardım şekline bakın". Bu hikayeyi anlatan Muammer Cindilli şöyle devam ediyor, "MHP, iktisadi hayatın, üretim ilişkilerinin vicdanı olur ve örfü dillendirirse AKP'nin anasını ağlatır".


Pozitif politika talebi
Muhalefette olan bir partinin, "endişe edenler", "kaybedenler" ve "memnuniyetsizler" üzerinden bir seçim stratejisi kurmasında anlaşılmayacak bir şey yok. Ancak, MHP'li kadroların bir kısmı 1999'da yarım kalan "hevesin" de etkisiyle, "iktidara yürüme" stratejisini daha öne çıkartma eğiliminde. Yani, "endişe yerine, "beklentiyi" öne çıkartma. Fakat, hiç de az olmayan bu görüşler, "off the record" dile getiriliyor. Çünkü, "liberallik" tehlikeli bir etiket.

Nisbeten gelişmiş ilin MHP yöneticisi şunları söylüyor: "Biz de 'iki anahtar' vaatleri yapmalıyız. 'Peşin'i gösterirsen peşinden gelirler". Yine şimdi muhalefette olan eski MHP MYK üyesi, "90'larda Anadolu Kaplanları bizim etrafımızdaydı. Şimdi hepsi AKP'de. Yıllarca ‘Türk Dünyası’ dedik, şimdi cemaatler orada" diyor.

1999 seçimlerindeki, büyük oy patlamasının ardından, Devlet Bahçeli; "MHP Türkiye'deki merkezin ta kendisidir" demişti. Bugün de, "MHP kimi temsil eder?" sorusunun "resmi" cevabı; "Türkiye'nin ortak değerleri"dir. Tıpkı MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici'nin "Biz ideolojik özelliği olan sosyal bir hareketiz. Bir sınıf hareketi falan değil, bu milletin tamamına dönük bir hareket" sözünde olduğu gibi. Ancak, toplumsal ve ekonomik bir hareketlilik varsa, mutlaka kazananlar ve kaybedenler var. Ve siz ikisine konuşsanız bile, bir kulağın duyduğu ses daha fazla.

Yeni toplumsal yapıyı okuyamayan kaybeder
PROF. DR. Vedat Bilgin Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi

Türkiye sanayileşiyor ve köylü toplumu olmaktan kurtuluyor. Türk burjuvazisi orta sınıflaşıyor, öncü sınıf haline dönüşüyor. Büyük burjuvazi zaten yabancı sermayeyle ilişkileri yüzünden dışarıya bağımlı, onların kültürel davranışlarına yakın ve devletle ilişkileri daha derin. Yeni oluşan kapitalist girişimcilerle, Marmara burjuvazisinin toplumsal değerlerinden farklı bir dünya oluşuyor. Marmara burjuvazisi, kaybedebilecekleri üzerinden refleks geliştirirken, öbürü kazanacakları üzerinden motive oluyor.

Tekelci kapitalizm, özellikle nihai ürünleri üretmek noktasında büyük rekabetle karşı karşıya. Ürettikleri her şeyi Konya-Kayseri üretiyor. Bu hem ekonomik hem ideolojik rekabet daha da önemlisi politik rekabet. Bu yeni kapitalizm bir dil buldu. Bu dilin özelliği milliyetçi ve muhafazkâr olması. Uluslararası piyasalarda rekabet etmek istiyor.

Yeni muhafazakârlık
Bunlar muhafazakâr ama tutucu değil, yenilikçi. Etraflarında yeni bir kadro çıktı. Yeni orta sınıf da bunlarla benzer düşünüyor. Aynı paralelde hareket ediyor. Bu milliyetçilik-muhafazakârlık dalgası siyasette karşılığını alıyor. Bunu fark eden yükseliyor. 1999 seçimlerinde MHP'ye yönelişin ardında bu dinamikler vardı. 2002'de AKP'ye yönelmede oradan beslendi. Türkiye'de son dönemde bu bahsettiğimiz süreçlerle paralel olarak, demokratikleşme ivme kazandı. Elbette, kaybeden unsurlar da, kurumlarıyla ve ulusalcılık ve Kemalizm ile cevap verdiler.
Bu ülkenin geleneksel milliyetçileri ya ulusalcı dalgayla paralel düşeceklerdi ya da onu eleştirerek kendi milliyetçilik anlayışlarının neden ulusalcılık olmadığının cevabını vereceklerdi. Ben bu cevabın yeterince verilememiş olmasının koordinat kaybı olduğunu düşünüyorum. Ama Türkiye'nin bahsettiğim bu yeni toplumsal dalgası güçleniyor. Üç soru önemli. “Dünya nasıl değişiyor? Türk toplumu nasıl değişiyor? Ben kendi ideolojimle bunu nasıl bir programa çevirebilirim?" Bunları dikkate almayan kendi sabit kitlesine referans vererek siyaset yapmak, durumdan siyaset çıkartamamak demektir. Bu yeni dünyaya ve Türkiye'ye yerli bir cevap verilmek zorunda.

Herkes onura, zenginliğe eşit mesafede olabilmeli
PROF. DR. Özcan Yeniçeri

Türkiye’de siyasi partiler kendisini iktidara taşıyacak seçmen kitlesinin tamamına yönelik olarak siyaset üretmemektedir. Siyasi partiler, siyaset pazarının önemli bir kısmını daha işin başında dışlayarak ya da onlarla ilgili yeterli düşünce üretmeyerek faaliyetlerini dar bir alana yoğunlaştırmaktadır. Bu durum hedef kitle yönünden olduğu kadar değerler bakımından da doğrudur.

Siyaset yıllardır Türkiye’de Alevi-Sünni, Kürt-Türk, işçi-işveren, köylü-kentli, sağ-sol, doğulu-batılı, dindar-laik gibi keskinleştirilmiş ve kışkırtılmış damarlar üzerinden yapılmaktadır. Bu yüzden neredeyse hemen hemen her mezhebin, bölgenin, meslek kuruluşunun, sendikanın, sosyal tabakanın, etnik grubun partisi farklıdır. Bölük pörçük siyasal yaklaşımların ideolojik izdüşümünü, ortak değerler konusunda da görmek mümkündür.


İdeoloji icraata karşı
Bugün için kahır ekseriyet tarafından hala Türkiye’de İslam ile birlikte demokrasi, Fatih Sultan Mehmet ile birlikte Atatürk, insan hakları ile birlikte milliyetçilik, çevre ile birlikte kalkınma, Türkçülük ile birlikte Müslümanlık, Osmanlı ile birlikte Cumhuriyet bir bütünlük içinde düşünülemez durumdadır. Seçmenin siyasi partilerle “Katolik nikâhı” kıyma dönemi de soğuk savaşla birlikte sona ermiştir. Fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamaktan büyük ölçüde uzak olan insanların retorikten çok icraata, ideolojik değerlere vurgudan daha çok pragmatik değerlere yönelmeleri söz konusudur.
Bütünsel siyaset temel olarak insanı ve sorunlarını odak olarak alan siyasettir. Vasıfları siyasetin özü yapan anlayışlar, insan doğasını çoğu kez ıskalar. Doğrudan insanı hedef alan siyaset, hem milliyetçi hem de bütünsel bir karakter taşır. Herkese onur, zenginlik ve eğitimin eşit uzaklıkta bulunması siyasi iktidarın kaynağını millet olarak kabul etmenin doğal sonucudur. İnsan haklarına, kadınların sorunlarına, katılımcılığa, demokrasiye, çevreye, negatif özgürlüklerin korunmasına, milli kültüre, sosyal adalete, manevi değerler toplumun mecmuudur. Yönetimler toplumların iyi yanlarını olduğu kadar kötü yanlarını da yönetmek zorundadır.

ÜLKÜCÜLER KONUŞUYOR
MHP yıllardır Kürt düşmanı bir parti gibi lanse ediliyor. Ben Adıyaman’da, Erciş’te şu anda Kocaeli’nde Ülkü Ocakları Başkanı olarak görev yapmaktayım. Adıyamanlı meşhur Kürt Fatma’nın torunuyum. Milli ve manevi hassasiyetlere sahip Bizim gibilere televizyon ekranlarına çıkarak aynı ekranlarda Kürtler adına bölücülük yapanlardan hesap sorma fırsatı tanınmadı. Kürtler, ’ne azınlık ne de bölücüdür’ bu milletin bir parçasıdır. Her siyasi görüşte olan kişiler vardır ancak, sadece BDP sözcülüğünü yapıyormuş ve bir toplum adına konuşuyormuş gibi kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Bundan rahatsızız. Selim Çakır

Referandumda MHP'nin durumu pek iç açıcı değildi. Bunda İç ve Doğu Anadolu’da halkın gördüğüne değil de dini cemaatler tarafından söylenene inanmasının büyük etkisi var. Orada AKP ye oy veren eğitim seviyesi düşük tabanın etkisi büyük. 2004 seçimlerinde MHP Tosya belediye başkan adayı için “Kürt asıllı, oy vermeyin” diye propaganda yaptılar. Onlar için önemli olan kazanmak. Cemaat de bu referanduma bütün gücüyle asıldı. Ve sloganları şuydu, “AKP gibi bir parti varken MHP, nasıl olur da CHP gibi inanmayanların yanında yer aldı”. Mehmet Gürgen

Ben referandumda “hayır” dedim gerekçem şuydu. MHP, AKP'nin kuyruğundan gidemez, onların güdümüne girmiş parti görünümü veremezdi. MHP, AKP'yle flört ettiği sürece tabanını AKP'ye kaydırıyor. Aslında bu anayasa değişikliğine “evet” denilebilirdi ama particilik duygularıyla “hayır” dedim. Peki Mhp'liler neden “evet” verdi? 1)İç Anadolu da Kürt'lerle Türkler iç içe yaşamıyor, buralarda Türkler kendilerini tehdit altında hissetmiyor. Oysa Akdeniz ve Ege'de durum tam tersi. 2) Yine İç ve Doğu Anadolu milliyetçilerinde, muhafazakâr yaşam şekli ağır basar. Çünkü Mehmet Moğultay'ın sarf ettiği cümleler unutulmadı. İnşallah göreceksiniz 2011 seçiminde MHP yine oralarda başa güreşecektir. Oktay Demir

Zile’de oturuyorum MHP’li belediye başkanı oturduğum sitede “alevi kökenliler çok” diye sitenin yolunu açmadı, çor çocuk çamur içinde okula gidip geldi. Genel merkezin düşüncesiyle kırsaldaki ülkücülerin düşüncesi aynı değil, kimse sizlere inanmaz. Bu anlayışla MHP iktidara gelemez.Hüseyin Aksoy

2002 ve 2007 genel seçimlerinde MHP’ye oy verdim. Milliyetçi-Ülkücü bir görüşe sahibim. Fakat son dönemlerde partide bir görüş farklılığı görüyorum. Türk-İslam çizgisinden kopan laik-cumhuriyetçi-Atatürkçü bir duruş, askeriyeyi-yargıyı vs. savunan bir yapı var. Sözün özü CHP ile aynı çizgide bir siyasi duruş mevcut. Bizim MHP’den beklentimiz, AK Parti çizgisinde fakat daha milliyetçi ve halkçı bir politika. Dini unsurları unuttuğundan benim oyum ya AKP’ye ya BBP’ye gider. Evren Karakaya

04haber.net -->

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Hava Durumu
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Linkler
    Kim Kimdir? Tüm Biyografiler
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv