"Beyaz Türkler tahrik ediyor"

Prof. Emre Kongar, gündemdeki konulara ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı.

27 Şubat 2012 Pazartesi 15:43
 Herkes bir şey söyledi, kendince tarif etti 'Beyaz Türkler'i. Ufuk Güldemir'e göre 'Zengin, kibirli, halktan kopuklar', Ertuğrul Özkök'e göre 'Batılı, iyi eğitimli ve laikler.'


Kan asaletinden söz eden ise Prof. İlber Ortaylı. Biz de 'söyleyecekleri olmalı' diyerek soluğu, Türkiye'deki otoriter aydınlardan, kendi deyimiyle 'toplumbilim öğrencisi'
Prof. Emre Kongar'ın yanında aldık. Hem Özkök'ün 'Beyaz Türk' tanımına itirazını hem de burjuvaları konuştuk. İşte taşıyıcı bilim insanı, öğretici yazarın ağzından Türkiye'de sınıf analizi...

'BEYAZ TÜRKLER' TAHRİK EDİYOR
''Beyaz Türkler' dediğinde 'Siyah Türkler' meselesi ortaya çıkıyor' diye söze giren Prof. Kongar, ekledi: Üstelik bazı siyasetçilerin eskiden 'Biz Türkiye'nin zencileriyiz' deyip, bunu kullandıklarını da biliyoruz. İşte, 'Yoksullarız biz, ezilmişleriz' diyorlar. 'Beyaz Türk' kavramı bunu da tahrik ediyor. Kabul etmek olanaklı değil

- Herkesin 'Beyaz Türk' tarifi başka. Peki ya sizin...
Türkiye'de 'Beyaz Türkler' tanımını ilk yapan Ufuk Güldemir'dir. Olumsuzdeğer yükleyerek yaptı o tanımı. Onun tanımında 'Beyaz Türkler' zengin, kibirli, halktan kopuk, baskıcı filan. Sonra bir başka acar medya mensubu Ertuğrul Özkök, yeniden bu kavramı ısıttı ve tersine çevirerek olumlu bir anlam yüklemeye başladı. Referandumda da yüzde 42 'Hayır' diyenleri 'Beyaz Türk' olarak tanımladı. Bununla yetinmedi bir de tarif etti; laik, kültürlü, demokrat, çağdaş vs. Her iki tanımı da gereksiz buluyorum. Bazı toplumsal gerçekleri
örtbas ettiği, hatta yozlaştırdığı kanısındayım.

ERTUĞRUL, AKLAMAYA ÇALIŞIYOR
- Doğru bir sınıfsal analiz değil yani...

İki tane çok net sınıf yaklaşımı vardır. Birisi, Marks'ın meşhur üretimaraçları karşısındaki tutumumuz: Tarihsel olarak feodal toprak ağaları ve köle köylüler. Ondan sonra burjuvazinin gelişmesi. Sonrasında da ortaya çıkan özgür işçi sınıfı. Asilzadeler olarak da eski toprak ağalarının kalıntıları.
Bir de Weber'in tüketime dayalı sınıflaması var. O da insanları tüketim kalıplarına, gelirlerine, servetlerine, davranışlarına göre sınıflar. Oradan geliştirilen ve daha süzülerek bugün 'sosyo-ekonomik düzey' dediğimizzengin, orta halli ve yoksul sınıflaması vardır. Tabii bunlar, toplumun temel sınıfsal yapısını yansıtan paradigmalar.
Gerek Ufuk Güldemir'in olumsuz anlam yükleyerek, gerek Ertuğrul Özkök'ün olumlu anlam yükleyerek söylediği 'Beyaz Türkler' kavramı bu sınıflamaların
hiçbirine uymuyor.

- Sorun nerede?
Bu kavramlar içinde herhangi bir grubu tanımlayan ortak özellik yok. 'Beyaz Türkler'i sadece referandumda yüzde 42 'Hayır' oyu verenlerin grubu olarak tanımlarsanız bu çok geçici bir şey. Yarın bir başka referandum olur, birden onlar da değişiverir. Tek bir oylamanın sonucuna göre, toplumu sınıfsal analize tabi tutmak, doğru bir bilimsel tavır değil. Ben Ertuğrul'un niyetini anlıyor, saygı da duyuyorum. Ufuk Güldemir'in yaptığı 'Beyaz Türkler' kavramı işte ceberut, jakoben diye Atatürkçülüğü, çağdaşlığı karalama kampanyasının göstergesi olarak ortaya çıktı. Şimdi Ertuğrul aynı kampanyada 'Beyaz Türkler'i aklamaya çalışıyor, ama her ikisi de yanlış.

'SİYAH TÜRKLER' ORTAYA ÇIKIYOR
- Peki siyasal açıdan bakıldığında...

İşin ideolojik ve siyasal tarafı, beni asıl tedirgin eden o. 'Beyaz' kavramı hemen 'Siyah' kavramını çağrıştırıyor. 'Beyaz' kavramı, 'Siyah' kavramını çağrıştırdığı için ezilmişleri, toplumun daha olanaksız kesimlerini olumsuzlayarak işe başlıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. 'Beyaz Türkler' dediğinde 'Siyah Türkler' meselesi ortaya çıkıyor. Üstelik bazı siyasetçilerin eskiden 'Biz Türkiye'nin zencileriyiz' deyip, bunu kullandıklarını da biliyoruz. İşte, 'Yoksullarız biz, ezilmişleriz' diyorlar. Bir defa 'Beyaz Türk' kavramı bunu da tahrik ediyor. Bunu da kabul etmek olanaklı değil.

- İlber Ortaylı'nın hala diyalektik kullanmadığını düşünüyor musunuz? Son 'Beyaz Türk' tanımı mesela?
İlber'in analizi, sosyolojik anlamda daha geçerli belki. O hiç olmazsa birkaç kuşak kültür aktarımını veya 'Osmanlılık' gibi kan asaletini gündeme getiriyor. Bu noktada burjuva kavramını açmak istiyorum. Burjuva kavramına Marksist literatürden bakıldığında, Türkiye'de biraz da ters anlam yüklenerek hep olumsuz kullanılmıştır. Oysa burjuva devrimi, din adamları ve toprak ağalarının egemenliğini yıkmıştır. Bu işin bir tarafı. Bir de işin kültür tarafı var. Bunlar zengin oldukları için zamanla kendi sanatlarını, edebiyatlarını, felsefelerini geliştirmişler, hatta egemen olmuşlardır. Dolayısıyla burjuva kültürü denildiğinde işte okur-yazarlığı yüksek, felsefeden anlayan, resim koleksiyonları yapan bir kesim aklagelir.

TEK BURJUVA VAR, O DA KOÇ AİLESİ
Türkiye'de kimler temsil ediyor bu grubu?

Türkiye'de bunların hiçbirisi yok. Bir defa Türkiye'de asilzadelik yok, çünkü Osmanlı'da derebeylik düzeni yok. Sonradan ortaya çıkıyor ama onlar da kök salamıyor. Toprakların bütün sahibi Osmanlı. Yeni Cumhuriyet'te de toprak ağalığından gelen yok. Birtakım asilzadelik iddiasında olanlara bakın, hepsi eşkıyadır. Yani asilzadelikten burjuvaya dönüşen bir kesim yok. İkincisi, burjuva yaratacak vakti olmamış Türkiye Cumhuriyeti'nin. Bir tane burjuvası var Cumhuriyet döneminin, o da Koç Ailesi. Çünkü devletçilikle başlamış, devlet eliyle girişimcileri desteklemiş vs. Sonra da çok partili düzene geçilmiş. Bu dönemde de Türkiye'nin bir tane burjuva ailesi var, Koç Ailesi. Menderes de onun tepesine binmiş hemen, CHP'den istifa et DP'ye geç diye. Oysa Koç'u Koç yapan devlet. Yani CHP. Koç, CHP'den istifa etmiş ama DP'ye de geçmemiş. Siyaset dışı kalmış. Arkadan Eczacıbaşı gelmiş, daha sonra Sabancılar gelmiş.

- Kendi burjuvasını yaratamadı mı Türkiye?
Şimdi de bir sürü yeni zengin var. Bunlara burjuva demek için bin tane şahit ister benim nazarımda. Bunlar yeni zengin, yani görmemiş,
çoğu hala köylü kültüründeki birtakım insanlar.

- Siz kendinizi nerede görüyorsunuz?
'Beyaz Türk' kavramı hem Ufuk Güldemir'in olumsuz anlam yüklediği kullanılışıyla hem de Ertuğrul Özkök'ün olumlu anlam yüklediği kullanılışıyla adeta imtiyazlı, yüksek kültürlü, yüksek gelirli, demokrasiye ve laikliğe inanan ama kendisini toplumdan farklılaştırmış, adeta üst sınıf gibi görünen insanları betimliyor. Ben o açıdan asla kendimi 'Beyaz Türk' diye nitelendirmem. İlla siyah-beyaz ayırımı yapılacaksa, ben kendimi bu toplumda her zaman 'Zenci Türk' gibi hissettim.

- Bir de 'Beyaz Kürtler' var..
İşte onu da ırk ayırımcılığı yapmamak için söyledi Ertuğrul. Ben karşıyım dediğimde, 'Ya bu ırkçı bir kavram' dedim. O tersten algıladı, 'Ben BeyazKürt de diyorum' dedi. Ben de ırkçılığı beyaz-siyah anlamında söylediğimi belirttim.

Devletin memuru rozetsiz yaşar
- Kamu alanını siz farklı tanımlıyorsunuz..

Türbanla ilgili gündeme getirilen kamu alanı kavramı ya bilerek ya bilmeyerek saptırılıyor. Bu bir fiziksel alan değil, hizmet alanıdır. Nedir o hizmet alanı? Devlet adına hizmet veren kişilerin etkinlik yaptığı alan demek. Burada esas, devlet adına iş yapan insanların, 'Devletin tarafsızlığı, demokratikliği ve vatandaşlarına eşit hizmet etmesi felsefesine' aykırı davranmamasıdır. Bu alanlarda türbanın kabul edilmesi mümkün değildir. Kendisinin elbet bir aidiyeti vardır. Ama devlet hizmeti verdiği sürece devletin tarafsız memuru olarak rozetsiz iş yapacaktır.

- 29 Ekim resepsiyonu kamu etkinliği mi?
Cumhurbaşkanı, 29 Ekim resepsiyonu veriyorsa, bu resepsiyon bir kamu alanı etkinliğidir. Ama Cumhurbaşkanı'nın eşi Köşk'te oturduğu için kabul günü yapıyorsa özel o, kamu alanı etkinliği değildir.

USULET VE SUHULETLE ÇÖZÜLMEZ
- 'Sistem zorlandıkça tepkinin şiddeti artıyor' diyorsunuz. Sizce sistem zorlanıyor mu?

AKP iktidarının, toplumu çok fazla itip kaktığını, toplumsal dinamikleri çok fazla zorladığını düşünüyorum. Gerginliklerin bu zorlamadan kaynaklandığını düşünüyorum. Ama öyle anlaşılıyor ki AKP iktidarı, gerginlikler üzerinden bir politika götürüyor ve oy mekanizmasını istismar ediyor. Dolayısıyla ben türban olayının da usuletle ve suhuletle çözüleceğini pek tahmin etmiyorum. YÖK'te serbest bırakıldığı anda eğer ek tedbirler alınmazsa derhal ilköğretim, ortaöğrenim, liseye ve devlet dairelerine sıçrayacak. Başı açık olan kızlarımız kapanmaya zorlanacak.

TÜM ÖĞRENCİLER MUKADDES
- Üniversitede peki... Türban sizin için bir kriter mi?

Türbanlı kızlarımız, bizim öz evlatlarımız ve büyük bir haksızlığa uğruyorlar. Hayatımda hiçbir zaman türbanlı öğrencilere karşı tavır almadım. Benim için bütün öğrenciler mukaddestir. Ama genel olarak türbanlı kızlarımızın da erkek egemenliğine kurban edildiklerini düşünüyorum. Tabii bu demek değildir ki, türbanlı olup militanlık yapan yok.

'Zor yazdığın için yazıların kolay okunuyor'
- Bir süredir köşe yazarlarından bilgi edinmek yerine kanaat öğrenir olduk. Aynı fikirde misiniz?

Ben çok zor yazan bir adamım. Gerçi 30'dan fazla kitabım var. Ama o küçücük gazete makalelerini bile en az iki günde yazıyorum. İlhan Bey, Allah rahmet eylesin 'Zor yazdığın için yazıların kolay okunuyor' diye iltifat ederdi. Kendimi esas olarak toplumbilim öğrencisi olarak görüyorum. Medya, gazete televizyon ve siyaset onlar yan ürünler.

ATLAR BENİM İÇİN ÖNEMLİ BİR İMGE
- Çalışma odanızdaki atlar, özel bir anlamı var mı?

Onlar imge. Atları çok önemsiyorum. At, özellikle tay ve kısrak benim için dinamizmin, güzelliğin güçle bütünleşmesinin, üretkenliğin doğayla bütünleşmesinin ifadesi. Ben, gençlerin ve kadınların hemen hemen bütün dünya toplumlarında haksızlığa uğradığını düşünüyorum. Feodal dönemin erkek egemen, yaşlı egemen değerleri adeta beyinlerine kazındı.

- Atların evcilleştirilmesi peki... Sizce de trajik değil mi?
Biraz da onu kast ediyorum zaten. Doğanın o vahşi dinamizmini, güzelliğini fazla evcilleştirdiğinizde işin tadı kaçıyor. İşte kadınlar ve gençlerin feodal topluma göre evcilleştirilmelerini görüyor ve üzülüyorum.

MUKTEDİRLERE DERS OLSUN
- 'Herkesten Bir Şey Öğrendim' kitabınızda yer vermişdiniz. Anneanneniz, 'Osmanlı'yı da Atatürk'ü de gördüm' demiş. Peki ya siz?

Ben, Türkiye'nin çok partili hayatındaki bütün askeri darbeleri yaşadım. Hepsinin geçici olduğunu da gördüm. Bilim dışında yaşayarak, hiçbir iktidarın ne kadar güçlü görünürse görünsün, sonsuza kadar gitmeyeceğini ve mutlaka değişeceğini öğrendim. Dilerim bu öğrendiğimbilgi bütün muktedirlere, hiç gitmeyecekmiş gibi zulüm yapan iktidar sahiplerine ders olur.

- 12 Eylül'de Hacettepe'den istifanız... Bugün de olsa yine sakalınızı kesmeyeceğiniz anlaşılıyor.
Kitapta bir sözüm var; 'Bir insan neyi yapamayacağını, ancak yapmaya karar verdikten sonra anlar.' Doktora öğrencilerim vardı, rica ettiler. Onlara, 'Keserim' diye söz de verdim. Geçtim aynanın karşısına, kesemedim. Çünkü kendime bunun hesabını veremeyecektim. Benim devlet anlayışım, hizmetkar devlet. Ben bu anlayışı anlatacağım öğrencilerime. Oradan birisi parmak kaldıracak, 'Ama bu devlet senin sakalını kestirdi, ne biçim iş' diyecek. Onun üzerine 'Sakal devletin değil, eşimin egemenlik alanıdır' dedim ve bastım istifayı.

- Türbanla karşılaştırıldı sizin bu tavrınız...
İlgisi yok. Türban iddialı bir simge. Önce dini açıdan bir iddiası var ki o bile çok tartışmalı. 'Müslümanlığın gereği' deniliyor. Eğer öyleyse türban takmayanlar Müslüman değil mi? İki, muhafazakarlık belirtisi ki, türbanlılar için 'Ahlaklı, namuslu falan' deniliyor. Takmayan ahlaksız, namussuz mu? Üç, siyasi bir simge olarak kullanılıyor. AKP, iktidar olmadan önce de sonra da arka bahçesi görüyor türbanlıları. Dört, asıl, maalesef erkek egemenliğinin bir görüntüsü. Yani erkek, kadını kapatıyor eve. Dışarı, ancak başını örterse çıkmasına izin veriyor. Bunu da kendini sosyolog olarak tanımlayan bazı arkadaşlar, 'kadının özgürleşmesi' olarak sunabiliyor. Önce insanı köleleştireceksin sonra da köleye sınırlı serbestliği vermek için şöyle davranırsan dışarı çıkabilirsin diyeceksin. Sen de bunu, onun özgürleşmesi olarak savunacaksın. Olamaz böyle bir şey. Dini vecibe olarak savunulabilir, ben ulema değilim. Yani Kur'an-ı Kerim'de vardır, yoktur, ama görebildiğim kadarıyla o bile tartışmalı.

SAPTIRILMIŞ İDEOLOJİK GERÇEKLER
- Yine kitabınızda, '60-70'lerde toplumbilim yapılmadı' diyorsunuz. Bugün yapılıyor mu?

Her sosyal bilimcinin mutlaka belirli ideolojileri vardır. Herhalde ben de öyleyim. Bu ideolojiler, siyasal gerçeklerle birleştiğinde onlar, maalesef birbirine karışıyor ve birçok toplumbilim yazarı, gerçeği açıkladıklarını iddia ederken, aslında gerçeği değil saptırılmış olan ideolojik, tırnak içindeki gerçeği açıklıyorlar.

- Bilinçli mi yapılıyor bu sizce?
Bunu yapanlar, kendilerini ikna ediyorlar. Bu ikna da bir süreçtir. Önce arkadaşların değişir, ortamın değişir, belli grupların üyesi olursun, resmen olmasa bile. Çevren değişir ve yavaş yavaş kendini bazı şeylere inandırmaya başlarsın. Sonra, asla 'satılmışlık' ya da 'döneklik' aklına gelmeden, kendi vicdanını, zihnini ve ruhunu ona uyarlayarak, kendin de belki samimi olduğuna inanarak bu yanlışları yapabilirsin. Kötü niyetliler de var tabii.

04haber.net -->

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Hava Durumu
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Linkler
    Kim Kimdir? Tüm Biyografiler
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv