Ömer Tunç Yazdı: Corona ve Ağrı

Ağrı Basın Birliği usta kalemlerinden Ömer Tunç Covit (19) virüsü ve Ağrı konusunu gündemine aldı.

20 Mart 2020 Cuma 15:26
Ömer Tunç Yazdı: Corona ve Ağrı
Esas adı Covid(19) olan Corona Virüsünün ulusal ölçekte bir salgın olduğunu hatırlatarak yazıma başlamak istiyorum.

Türkiye’de ilk olarak AĞRI bu virüsün etkilerini duyar gibi oldu.

Çünkü GÜRBULAK sınır kapısında İran uyruklu vatandaşların Corona Virüsü ile ülkemize giriş yaptıklarına dair duyumlar alınmıştı.

Sonrasında sınır kapısı kapatıldı ve sınırda sahra hastanesi kurularak, devlet nezdinde ilk önlem alındı.

Aradan iki gün geçtikten sonra İran ile ticarette durduruldu.

Bu olaydan en çok etkilenen ise İran’da kalan TIR şoförleri oldu.

Vaka sayıları henüz Türkiye’de açıklanmadan AĞRI’da “Devlet hastanesinde Corona vakası” adı ile bir takım spekülasyonlar çıkartıldı.

Ağrılılar hastaneden uzaklaştı, hastanenin günlük 3500 civarında olan poliklinik sayısı bir anda 2000 li rakamlara düştü.

Sonrasında acil servisin tedbir amaçlı olarak dezenfekte edildiğini öğrendik. Korkulacak bir şey yoktu.

Coronaya yönelik bir başka olay ise Ağrı’da Cumhuriyet Caddesinde sara hastası bir gencin nöbet geçirme anının fotoğraflarının sosyal medyaya yansıması oldu. Herkes yine bir panik yaptı. Corona Cumhuriyet Caddesinde diye espiriler yapıldı. Gerçek iki saat sonra ortaya çıktı.

Şimdilerde ise Ağrı Devlet Hastanesinin intaniye servisinin karantina alanı olarak kullanıldığı konuşuluyor. Bununda gerçekliği ortaya çıkacaktır elbette. Ayrıca öyle bir durum olsa ne olur.
Hepimiz evimizde karantina bölgesinde değilmiyiz?

Ağrı’da sokaklar normalin yüzde doksanına yakın bir oranda seyrekleşti.

Ağrılılar için kahvehaneler kapalı kaldımı gidecek yerleri yoktur yorumunu yapmak uygun olur.

Corona virüsü ile ilgili bir çok araştırma yapmakla beraber bir çok blog ve sosyal medya hesaplarını takip ediyorum.

Bunlardan en ilginç olanının mesajlarını sizinle paylaşayım. Bu bilgilendirici mesajı sizde okyarak devletin “EvdeKAL” çağrısının ne kadar doğru olduğunu sizde anlayın.
Virüs herkese bulaşacak.

Ancak Virüs ile ne kadar geç karşılaşır isek o kadar avantajlı olacağız.

Bu yüzden tekrardan EvdeKAL diyor, hükümetin aldığı tedbirlerin uygulanması gerektiğini belirterek, aşağıdaki sosyal medya alıntısını okumanızı diliyorum.
Dr. Mehmet ÖZ derki!

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Bu virüsten kaçış yok arkadaşlar. İstisnasız hepimiz yakalanacağız. Ama ne kadar geç yakalanırsak o kadar iyi, bunu en sonda açacağım. Aynen grip virüsünde olduğu gibi önümüzdeki yıllar, on yıllar boyunca bu virüsle yaşamayı öğreneceğiz.

Emin olun bu kesin. Şu an alınan karantina, tatil, izin vb önlemlerinin tamamı virüsün yayılma hızını yavaşlatıp, sağlık sektörünün çökmemesini sağlamak üzere alınıyor.

Çok hızlı yayılımda hastanelerin yoğun bakım üniteleri çıkmaza giriyor ve bilamecbur İtalya örneğinde olduğu gibi hangi hastanın yaşayacağına, hangisinin öleceğine karar verilmesi gereken berbat bir durum ortaya çıkıyor.

Virüs dediğimiz şeyler aslında öldürücü, şeytani birer düşman değiller. Onlar da aynen bizim gibi üzerinde konuşlandıkları alan sayesinde yaşayan canlılar. Zaten genelde hayvanlardan bize geçiyorlar ve evet, hayvanları genelde öldürmüyorlar.

Çünkü kendileri de yaşamak için üzerinde yaşadıkları canlılara muhtaçlar. Yüzyıllardır hayvanlarla beraber yaşamaya alışmışlar.

E peki biz neden ölüyoruz? Çünkü birbirimizi tanımıyoruz. Virüs kendini hala hayvan vücudunda zannediyor. Yeni yerleştiği konağın şartlarını henüz bilmiyor. Belli bir süre geçtikten sonra hem bizler onlara bağışıklık kazanacağız hem de onlar kendi sonsuz yaşamları için mutasyona uğrayacaklar. Böylece beraber yaşamaya alışacağız. Mesela aranızda herpes labialis adlı virüsü duyan oldu mu hiç?

Duymadınız ama kendisi dünyanın en yaygın virüslerinden birisi ve bir kere vücudumuza girdikten sonra biz ölene kadar vücuttan atılamıyorlar. Peki ne yapıyor bu virüs? Dudağınızda uçuk çıkarıyor. O kadar işte. Bizi öldürmüyor çünkü biz ölürsek kendisi de yaşayamıyor.

Grip virüsü de hemen hemen öyle. Öldürücülük oranı %0.1 civarı ve genelde zaten vücudunda kronik sorun olanları öldürüyor. Her sene ve her sene dünyada yarım milyar insan grip virüsüne yakalanıyor. Bu şekilde birlikte yaşamaya alıştığımız tonla virüs var.

Corona virüsler (sars, mers vb) ile de yaşamaya alışacağız (tabii mers ile belki 1000 yıl sonra). Sadede gelirsem, dediğim gibi hepimiz bu virüse yakalanacağız. Hatta belki birçoğumuz yakalandı bile ama fark etmedi. Ve hatta hastalığı da atlattı.

Vücudu virüsle yaşamaya çoktan alıştı ya da virüs o vücutta yaşayamadı ve başka konaklara geçti. Bu konuda en güzel örnek Diamond Princess gemisi. Gemideki 3700 kişinin 700'ünde test pozitif çıkmış. Ama bu 700 kişinin 350'si hastalığı hissetmemiş bile. Ve hala da çok sağlıklılar.

Yatak döşek yatmıyorlar. Ki yaş ortalamaları da baya yüksek. Peki neden böyle? Çünkü o 350 kişinin bağışıklık sistemi çok güçlü. Yani bu hastalıkta en önemli şey bağışıklık sistemi.
Aramızda bağışıklığı iyi olanlar, spor yapanlar, doğru besinleri alanlar, sigara içmeyenler vb. bu hastalığı belki hissetmeyecek bile. Belki hafif bir grip gibi atlatıp hayatlarına devam edecekler. Ne yapmak gerekiyor?

Öncelik vücut direnci. Spor ve hareket. Sonrası beslenme. Özellikle meyve sebzeler ile daha spesifik şeyler, mesela sarımsak, yoğurt, kefir, yeşil çay vb. Sonrası ise besin takviyeleri. Özellikle c vitamini, çinko, beta glukanlar (1.3 ve 1.6) ve kara mürver ekstresi.

Meyve sebzeler ve takviyeler eğer kendinize de dikkat ederseniz bu kışı atlatmanızı sağlayabilir. Çünkü bağışıklık sistemini çok dirençli hale getiriyorlar. Dediğim gibi, bu virüsle yaşamaya alışın.

Önümüzdeki yıllarda, hatta belki aylar ya da haftalarda mutasyona da uğrayacak, ya daha ölümcül olacak, ki kendi de kaybeder, bu yüzden bunu düşük olasılık görüyorum, ya da o da bizimle yaşamayı öğrenecek. Aşısı bulunsa bile mutasyona her uğradığında aşı işlevini kaybedecek.

Grip aşıları da öyledir. Sizi sadece geçmiş senelerin grip virüslerinden korur. Yenilerinden değil. Yani tam koruma sağlamaz. Tam koruma her zaman için bağışıklık sisteminizdir.
Fakat dediğim gibi virüsün canlılığını devam ettirebilmesi için bulunduğu konağı öldürmemesi ve başka konaklara geçebilmesi gerekiyor. Bunun için de mecburen mutasyona uğramak zorunda.

Mutasyon dediğimiz şey ise nesille alakalı ve virüsler çok hızlı üreyip öldükleri için bizlerde yıllar alan nesil değişimi onlarda saatler alabiliyor. Bu sayede çok hızlı mutasyon geçiriyorlar. Ve büyük bir olasılık süre geçtikçe virüs bulaştığı kişiyi öldürmeyecek şekilde mutasyon geçirecek. Yani bu virüsü ne kadar geç kaparsanız tehlikesi o kadar az olacak. Evet, hepimize uğrayacak bu virüs ama ne kadar geç uğrarsa o denli şanslı olacağız. Bu yüzden olabildiğince evden çıkmamak, hijyene dikkat etmek, gerekli şekilde beslenmek, hareket etmek ve gerekli takviyeleri almak gerekiyor. Bunları yapanlar emin olun hepimizden uzun yaşayacak.

Özet

Kendinizi karantinaya alın. Virüsle en geç temas edenler en şanslıları olacak

Hijyen. Olabildiğince temizliğe dikkat edin.

Meyve sebze yiyin.

Bağışıklığa iyi gelen sarımsak, kefir, yoğurt gibi besinler tüketin.

Bağışıklığa çok iyi gelen besin takviyeleri ve vitaminler alın. Örnek: beta glukanlar, c vitamini, çinko, kara mürver ekstresi vb

Hareket edin ve evinizde spor yapın.

Sigarayı bırakın.

Bol su için 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    nöbetçi Ağrı
    Hava Durumu
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Arşiv